nicedir suskun yüreğimin sesini duyacaksın bu şiirde sancısı dinmeyen yaralarımı okuyacaksın mısralarında sellere dönüşen gözyaşı göreceksin kelime aralarında çünkü ben kendimden ayırmadığım seni yazacağım her satırda evet seni yazacağım düşlerime yerleşen seni içimde ki vurgunu haykıracağım dizelerde yüreğimde ki seni anlatacağım her cümlede üşüyen ellerimle titreyecek kelimeler bende ki bitmeyen sızıyı söyleyecek her hece sakın ağlama! gözlerinden düşen her damla deniz olur akar kıyılarıma ağlama sakın! gam düşer sol yanıma bakma sen benim nemli gözpınarlarıma onlar uyanmamak için çığlık çığlığa onlar iç çeken hıçkırıklarda
05 May 2007
Sen yoksun bu gece. Sen yoksun, yağmur var bu gece. Islanmak için sokaklarda yürüdüğümüz yollar bomboş nedense? Bu gece yağmur var. Ayın on dördü gibi cemalin, yağmur ve mektupların var bu gece yanımda. Acaba bir gün, ıslanmamak için koşarken, yolun kıyısındaki taşın oyuğunda ışıldar bir vaziyette, beni görüp avucuna aldığını bir şiirinde yazacak mısın? Acaba birileri, benim yalnızca bir avucu dolduracak kadar saf yağmur suyu, olduğumu bilecekler mi? Giderek avuçlarından, şırıl şırıl akan dere sularına verdiğin bir damla gözyaşı olduğumu bilecekler mi?" Korkarım bilmeyecekler sevgili! Bilemeyecekler? Bu kadar saf ve temiz bir sevdanın, bir yağmur damlasında saklı olduğunu kimse bilmeyecek. Kimse anlamayacak, uzaklığının bu kadar yakın olduğunu. Bir yıldız da buluştuğumuzu, yağmurdan hızlı hızlı kaçan insanlar bilmeyecek. Seni ne çok sevmişim yağmur damlası. Cama vuran her damla minik bir öpücük olsun buradan, ta oralara giden her damla da, benim bir gülücüğümü gör pencerende, her damlanın çıkardığı seste, benim sesimi duyar gibi ol, her damla tertemiz bir nefes olsun, sende aşka giden... Ağlamak kadar gülmekte var yaşamda... Duyguların en yoğun halini, özlemlerin en büyüğünü, sevdanın en zorunu istiyorum belki de, bir sen, bir de yağmur var hayatımda. Yağmur damlaları, saçlarından kayıp, alnından kirpiklerine dökülür, gözlerinden, yüzüne dağılıp yanaklarını okşar, dudaklarına çarpıp, boynundan hızla kayıp ince gömleğine akardı... Avuçlarımı yüzüne değdirir, parmaklarımı dudaklarında gezdirirdim. Utanır gibi olurdun kimi zaman, çekinir, gözlerini, gözlerimden kaçırırdın. Bazen de, utanç halini yağmura dalmış gibi, hiç bir şeye aldırmadan, sımsıkı sarılırdın bana. Islak saçlarını okşar, nemli yüzünü izler, yanaklarından doyasıya öperdim... Bu gece yalnızım... Sen yoksun bu gece... Bu gece yağmur var. Yalnız ağlıyorum ıslak camların önünde, gözyaşım yağmur damlası bu gece. Islanmak istemiyorum, söyle yağmura dinsin, yağmasın bu gece... Gözyaşını bilirim diyenlerin, aslında bilmediklerini anlarsın, bir gün ayrılıklarında hiç ağlamadıklarını görünce. Yeşili severim diyenlerin, sevmediklerini anlarsın, bastıkları zaman bir ot parçası gibi yeşil çimenlere. Güzeli severim diyenlerin de, bir gün yanıldığını anlarsın... Meğerki ben seni ne çok sevmişim yağmur damlası... Seni ne çok sevmişim... Yıllarca senin dilinden konuşmuşum, senin gözlerinle görmüşüm, senin yüreğince sevmişim, düşlerimi seninle büyütmüşüm, yorgun ve sonu gelmeyen özlemlerimi yağmur damlalarında beslemişim... Oysa sen.. Teslim olmuşsun başkalara, yasaklara takılı kalmışsın, yenilmişsin. Yenilgiler intikama dönüşmüş boş yere, gururun yıkılmış, sen yıkılmışsın, her gün biraz daha akışı olmayan nehirlere dönmüşsün... Ben seni ne kadar çok sevmişsem, aramıza hep yağmurlar girmiş. Hep ıslak kalmış, el ele tutuşan ellerimiz, gözlerine hep hüzün yerleşmiş. Seni ne kadar çok öptüysem, o kadar uzaklara düşmüşüm, ayrı gecelerde hep sana ağlamışım, yokluğun büyümüş, yalnız kalmışım. Ben seni ne kadar sevdiysem, incinen çocuk bakışlarında kalmışım, hep koşmuş, yetişememişim yol ayrımlarına. Seni ne kadar çok uğurladıysam, o kadar çok beklemişim dönüşü olmayan yollarda. Sen hep uzaklara gider olmuşsun. Sonbahar ayrılık demek olmuş.. Ben senin, Eylül gecelerinin ay ışığında güzelleşen yüzünün tutkunu olmuşum. Fırtınanın önünde sürüklenip, saçlarına takılıp eriyen bir kar tanesinde yağmur damlası olmuşum... Zordu bir tanem... Hayatın gerçeğini, düşlerinin ıslığıyla bestelenmiş, kanayan bir şarkıya dönüştüren yüreğinin atışlarını dinlemek. O ıslığın seni götürdüğü yere kadar çekip gitmişsin sen. Yankı seslerinde anlamışım seni kaybettiğimi. Bağ bozumu hayallerimde ıslak kalan düşlerim kurumamış ve sen yağmurda yürürken hep susar olmuşsun. El, ele tutan ellerimiz ise hep ıslak kalmış. Dudaklarımızda bir garip yağmur şarkısı... Ben sana tutkun, sen bahar yağmurlarına aşıktın. Buğulu camlara resmini çizer, güneşle birlikte yok olurdun. Bunca güzelliklerin ardından içimizi buz gibi yapan, bizi üzen bir şeyler hep sinsice yaklaşır değil mi? Koşarak gelsen, diyorum yağmurlu bir gecede ve o çocuk bakışların gözlerimde. Ellerin ıslak, gömleğin ıslak, sarılsan boynuma, sımsıkı kucaklasam seni, usulca öpsem yağmurlu yanaklarından, ateşe kesilse birden üşümüş bedenin, ellerin sımsıcak olsa avuçlarımda. Bu aşk hep sıcak kalsa, "boş ver" desen bana, "boş ver, yaşamak işte bu yağmur sevgilim", geri dönüşü olmayan bir yola çıksak birlikte, bir sen, bir ben, bir de yağmurlar olsa. Mutluluk ellerimizde, gönlümüz hoş, içimizde kükreyen sevinç ve iki damla yağmur tanesi, biri sende diğeri de bende. Doyulur mu hiç yaşama? Ama korkuyorum aramıza mevsimlerin girmesinden. Korkuyorum sana geç kalmaktan, kaybetmekten korkuyorum seni. Oysa aşk, her gün büyütmeli kendini ayrılıklarda. Bu gece yağmur var. Islak camların önündeyim. Ya sen? Sen neredesin yağmur damlası? yalnız mısın? Yoksa, bütün kadehlerin sana kalktığı bir masa da baş oyuncu musun bu gece? Ödünç alınmış, yapmacık gülücüklerin karşısında mısın? Sen neredesin yağmur sevgilim? Neredesin?.. Neredesin?..
05 May 2007
Kelebek mi olmalı ki? Bir günde bitsin hayat. Acı yada tatlı, az hisset Ama mutlaka yaşa… Sadece önümüzü görüyor, Karşıyı kestiremiyoruz. Neden engeller konulur ki ? Merdivenler neden sorun olur? Kimdir bizi tutan? Hızlanmak istedikçe duran İbre takılı sanki Olmuyor be dostum. Olmayacak mı bilmiyorum Ama olmasını istiyorum inan… Işık alır gibiyim Beni aydınlatacak belki de Dünyayı göreceğim Belki hiç yaşamadıklarım, Yaşayamadıklarım var. Bilir misin ki nerede ne zaman Hayat ışığı, aydınlığı yani Yakalar ve kucaklar seni. İşte hissedersin belki, birazda kendini, Varsın yani. Nereden bilirsin, Hayat kimleri bir araya getiriyor? Halbuki kimler kimleri bekliyor yada. Kapıldık bir mum ışığına yürüyoruz Çok çarpık anlaşılmaz Bu mudur yaşam Belki de biz mi çok açız hayata Bilemiyorum…
05 May 2007
KIZIL BİR DENİZ DÜŞLE Kızıl bir deniz düşünün, Ne koyu var, ne kıyısı. Kuşlar bile çoktan göç etmiş, Yunuslar var, kızıl gecelere seranat veren ağlamaklı. Birde, kızıl saçlı bir kadın, Yanık yürekli, gözleri ağlamaktan kızarmış. Yalnızca gramafon sesleri duyuluyor Ve...kızıl denize anlam verende o. Yıllar önceki sürgün yeri kadının, Sevdiğinin gemisi orada batmış. Gün doğuşu yokmuş, Hep gün batımını yaşıyorlarmış Yıldızlar bile kızılmış. Bir mavi düşünün? Hiç kızıla dönemeyeceğine üzülen, Birde Kızıl bir deniz düşünün, Hiç maviyi göremeyeceğine ürperen. Ayşe Yayman(gecikmiş, gelmeyecek, hiç yaşanmayacaklar adına
05 May 2007
Bir çiçek gördüm karlı bahçemde Pembe küçük bir çiçek minicik yaprakları vardı Önce rüya görüyorum sandım Çiçeğin etrafında uçan birde kelebek vardı Rüyamıydı gördüğüm bu kış günü Bu buz gibi havada üstelik kar yağarken Bahar gelmişti sanki bahçeme Yanlarına gittim usulca Pırıl pırıl çiçeğin minik yaprakları Kelebeğin ise kanatlarında yıldızlar vardı Üstelik geceydi karanlıktı Birden Çok uzaklardan keman sesleri duydum Peşinden gitarlar başladı Bahçemde kar üzerinde ateşler yandı Çiçek çiçek oldu her yer aniden. Gecenin bir yarısı masalıydı bu söylediğim Senin masalındı, sevdiğim Karanlık bir gece yarısı Seni düşündüğüm seni istediğim...
05 May 2007
Comments
Ömer Faruk KADIOĞLU: Tarihimizden bir sayfa; Biz Os...YuSuF: Manda dana inek :D...
faruk: AMINA KODUMMMMMMMMMMMMMMMMMM
faruk: SDSADDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDDD
faruk: SADASD
Search



(0)


